Ana içeriğe atla

📑 Yol

 

Uzunluk, genişlik ve derinlik mekân hatları
Geçmiş, şimdi ve gelecek zaman boyutları
Fiziksel beden içerisinde bilincin farklı katları
Tam da şu an zamanın üç boyutu ile mekânın üç boyutu, her zaman şu an içerisinde varlığın farkında olan bilincimin şiirsel bildirgesini okuyorsunuz.

“Ben varım” ve varlığımın başlangıç noktasını kestiremiyorum,
“Ben varım” ve bilimcimin sonuç noktasını da kesin bilmiyorum,
“Ben varım” ve düşünce akışını durdurma iradesini edinemiyorum,
Çünkü, varlığım “bağımsız” ve “mutlak” görünmüyor.

Çocuktum! Masalsı bir zihnim vardı,
Biraz daha büyüdüm sebep-sonuç ilişkileri başladı,
Şimdi zihnim tümüyle yasallarla kuşatıldı,
Artık metod kurarak ve belli bazı düşünce kurallarıyla düşünüyor ve hayret duygusunu delip geçiyorum.

Çetin soruların çetin cevapları olmalıdır,
Lakin, artık tüm felsefi akımlar durmalıdır,
Hepsini kuşatan bir düşünce sistemi konuşmalıdır,
Tüm akideleri doğrulayan ve aşan ufkumun sermedi renkliliğinde yüzmeliyim.

Gelin birlikte gezelim sermedi ufukların doruğunda,
Ufuklarda gösterilen kanıtların gizemli dünyasında,
Nefislerde özet hâle getirilen varlığın görkemli açığa çıkışında,
Bilginin en üst boyutu olan kesin gerçeklik - yaşanılan bilgiye bu şiir çalışmamda ayna tutayım.

Ey okur! Bil ki “son” yoktur, oldum, yakaladım dediğin anda hayat yeniden başlar,
Eğer “oldum” noktası ya da seviyesi olsaydı yok olurdun, böylece yokluk varlığı haşlar,
Her adımda yeniden sevinçler filizlenir ve daha derinden gözlerden akar yaşlar,
Yol vardır. Evet! Burası önemli “Yol” vardır. Hakikat yolcusunun Yol’a girmesi bir yerde başlar ama Yol’a girdikten sonra asıl yolculuk o zaman başlar.

Çinli bilge olan Laozî “Yol” için Tao kavramını önermiş,
“Tarîk” kelimesi de müridlerin içerisinde yürüdüğü Yol anlamına gelirmiş,
Uyanış, yolda olduğun bilincini elde etmek imiş,
Kimse hakikatin kendisini elde edemez, hakikatin ışıklarına mazhar olabilir.

Hayat boyu anlamın kendisi insanca bulunmaz,
Hayat sana anlam verebilir ama anlamın kendisini vermez,
Her şeyde anlam bulursun ama anlamın kendisi verilmez,
“Anlam” uçsuz bucaksız hayatın bir yansımasıdır, anlamın kendisi gizemdir.

Hintli bilge Osho’nun dediği gibi: “Hayat bir arayıştır. Sonsuz bir arayış”,
Hayatın uyanış evresinde bilincin içerisinde olur ki müthiş bir sıçrayış,
Sonrasında neşe ve sevinçle birlikte hüzünlü yaşama eşlik eder sürekli çırpınış,
Duygusal döngüler arasında hayret, korku, neşe, nefret, sevinç, çoşku ve daha bir sürü duygu hâlleri yer değiştirip dururlar.

Derine inildiğinde, derinin de derininde varlığı uçsuz bucaksız - dipsiz gizem sarmış,
Uçsuz bucaksız gizemin uçsuz bucaksız tarifleri bizleri kuşatmış,
Her akide ve her düşünce sistemi doğruluk payı ile sermedi deryaya kendisini katmış,
“Kulların Rableri Hakkında Taşıdıkları Zan” ve akidelerin herbirine göre dipsiz gizemin sunacak seçenekleri sonsuzdur.

Ulvi hakikatleri algılayabilecek bilinç seviyesinde olmayan düşük zihinler,
Yüce gerçeklikleri algılayamadıkları için şekilsel uygulamalar içerisinde beklerler,
Ta ki oyalandıkları şekillerin önünde akıp giden yüce hakikatler kişiyi kendisine ekler,
Böylece tüm görüntü, ritüel, kural, gelenek ve inanç sistemlerinin birer koruma görevi gördükleri ortaya çıkana dek, arayış içerisinde arayışlar sonsuza kadar farklı düzlemlerde yine devam ederler.

Varlık hakkında kesin olarak bildiğimiz “varlık hissi” duygusudur,
Duygusuz bir varlık var olduğu bilincini nasıl bilecek, bu bir insan bulgusudur,
Üstelik varlık sahasında her varlık türünün “varlık bilinci” kendi varlık kurgusudur,
Ama bizim kurgumuz kendi gerçeğimiz, her varlık türünün de varlık duygusu kendi hakikatidir.

Varlığın olduğu gibi var olduğu, bizim de onu kendi zihnimizde olduğu gibi gözlemimiz,
Ya da gördüğümüz varlığı kendi zihinsel dünyamızdan yansıma olarak izlememiz,
Gerçekten de hayal içerisinde bir hayal olarak kendimizi rüyada bilmemiz,
Her üçünün de aynı anda doğru olması, mantık olarak imkansız olması, aynı zamanda mantık ilkelerine ters olsa da doğru olması ve mantık olarak imkansız olmasının da doğru olması, işte! Karmaşık bir hakikat savunması.

Mümkün, hayal aleminde tasarlanabilen şeyler için bir tanımdır,
Kanatlı bir at hayal edebiliyorsam var olması da kayıtlı zihinsel anımdır,
Peki, dört köşeli bir üçgen hayal edemediğimiz için olması imkansız sezgisel yanımdır,
Akıl, hayal, zihin ve yasalar altında düşündüğümüz bir gerçek olarak ortaya çıkıyor. O halde varlığın “hakikati” yasalar altında nasıl algılanabilecek?

Fiziksel dünyamı altı temel kanun kuşatmış durumdadır,
Zaman ve mekân olmak üzere, detayı sonraki satırdaki yorumdadır,
Geçmiş, şimdi ve gelecek “zaman”ı, geniş, uzun ve derin ise “mekân”ı tanımlamak zorundadır,
Varlık; zaman ve mekânın altı boyutundan ibaret olsaydı, bunların herbiri ezeli Tanrılar olurdular. Big Bang bile zaman ve mekânın birden ortaya çıktıklarını gösteriyor.

İbn-i Arabi, “Akıl sınırdır.” der. İlim ehlinin ulvi bilgilerinin yanında,
Evet! Akıl, zaman ve mekânın dolayısıyla düşünce akışının hükmü altında,
Varlığın sermedi atmosferi insani algılamaların ve hayallerinin çok üstünde,
İnsan algısı var olan üzerine düşünebilir. Varlığın sadece fiziki kısmı üzerinde, uçsuz bucaksız varlığın bilinmeyen dehlizlerinde kaybolmak da vardır. Aşama, aşama!

Koca kâinatın maddi kısmı yüzde dörtlük bir alan,
Maddi âlemin de zerreciklerinin yüzde biri maddi, boşluktur geriye kalan,
Maddi varlık, boşluk aleminde meydana gelen enerjidir, kendisini maddeye salan,
Zerrelerin hızlı hareketleri sayesinde dört bir tarafın fiziki olduğu konusunda kesin algı oluşur zihinlerimizde.

Gelmiş geçmiş tüm insanların atomları toplansa,
Atomlardaki boşluklar çıkarılıp sadece madde bırakılsa,
Şaşırtıcı bir şekilde sadece bir elma tanesi elde tutulsa,
Evet, hepsi bir elma tanesi kadar ederler.

Bazı varlıklar vardır lakin görünmezler, kabul edilirler.
Etkilerinden dolayı varlıkları kesin ad edilirler.
Manyetik güçler ile karanlık enerji böyle bilinirler.
Hak Teala’nın da varlığı açık ve kesindir böyle biline.

 

3 Mayıs 2023

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

📑 Altın Değerinde Sözler

Arthur Schopenhauer 'dan Seçilmiş Sözler: •Yazgı kartları karıştırır, biz de oynarız. •Hayatın ilk elli yılı metin, geri kalanı yorumdur. •Yaşam ölümden alınan bir borç, uyku da bu borcun günlük faizi olarak görülmelidir.  •Tarih hep aynıdır, yalnız hep farklı.  •Şükür ki yüz tane ahmak bir araya gelse bir tane akıllı adam etmez. •Sırrım konusunda sessizliğimi korursam benim esirim olur; eğer ağzımdan kaçırırsam ben onun esiri olurum.  •Sayfaların arasında gözyaşları, ağlama, dişlerin birbirine çarpması ve karşılıklı katletmenin korkunç gümbürtüsü olmayan felsefe, felsefe değildir. •Para deniz suyuna benzer, ne kadar çok içersen o kadar çok ona susarsın. •Okumak, kendi kafanla değil, başkasının kafasıyla düşünmeye benzer. •Otuz yaşıma gelene kadar öyle olmayan yaratıklara eşitmişim gibi davranmaktan bıkıp usandım. Bir kedi genç olduğu sürece kâğıt toplarla oynar, çünkü onların canlı ve kendine benzer bir şey olarak görür. •Mutluluk diye bir şey yoktur. Mutluluk ya geçmişt...

📑 Hadis-i Şerifler

★ İman, İslam ve İhsan Hz. Peygamber, ashabı ile otururken beyaz elbise içerisinde bir adam gelir ve Hz. Peygamberin önüne diz çöküp oturur. Rasulullah’a:   —“İman nedir?” der. Rasulullah:  “İman: Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayrına ve şerrine inanmandır” cevabını verir. Adam:   —“İslâm nedir?” der. Rasulullah:  “İslâm: Allah’a ibadet edip, O’na hiç bir şeyi ortak koşmaman, namazını kılman, farz olan zekâtı vermen, hacca gitmen, orucu tutmandır” karşılığını verir. Adam:   —“İhsan nedir?” der. Rasulullah: “İhsan: Allah’ı görüyormuş gibi O’na ibadet etmendir. Her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da O seni görüyor.” diye cevap verir. Adam sonra çıkıp gider.  (Buhârî, İman, 37; Müslim, İman, 1, 5) ★Yaratılış "Allah vardı ve Allah'tan başka hiçbir şey yoktu. Allah'ın arşı su üzerinde bulunuyordu. Allah her şeyi zikirde takdir ve tesbit edip yazdı. Gökleri ve yeri yarattı." (Buhârî, Bed’ü’l-halk, 1) "Alla...

📑 Hayat Nedir?

Hayatın kısa olduğu konusunda kimsenin ihtilaf edeceğini zannetmiyorum. Ölümün kolay geldiğine inanmak belki bir aşamada zor gelebilir ama, özellikle, tabuttaki, vakit geçirdiğin bir tanıdığın ise, ölümle yakından tanışırsın. Aslında ölüm kulağa fısıldanan sessiz bir öğüttür. Ölümden daha büyük bir vaaz ve nasihat yoktur. Dehşetli hükümdarlar, ünlü düşünürler, heybetli âlimler, şanlı peygamberler; bu dünyaya gelen her kimse için ölümden kurtuluş yoktur. Kıymetli şairimiz Seyda Eliyê Findiki de öyle diyor: "Di Dinyayê heçî rabî;  feqir û şêx û axa bî  Ji ber mirnê xilas nabî,  di şerq û hem di xerbê da" [Dünyaya gelen her kimse; ister fakir ister ağa ister şeyh olsun Ölümden kurtulamaz,  ister doğuda ister batıda olsun] Madem hayat kısa, madem ölüm çok kolay gelir ve madem bu dünya için yaratılmamışız -hayat ebedî olmadığına göre bu dünya için değiliz- o zaman hayatın dünyayı aşan bir anlamı olmalıdır. Dünyayı ve kâinatı yaratan âlemlerin sahibi, zerreden küreye bütün...